|
Konu:
Tarih Dersleri
Konuklar: Galatasaray Lisesi Tarih Öğretmeni Necati Aydın, Ankara
Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Marmara Üniversitesi
Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Erhan Afyoncu
Oğuz Haksever:
"Failatun, devri kapanıyor" haberin başlığı böyleydi. Pek
bir şey ifade etmeyen bir başlık gibiydi ama Türkiye'de milyonlarca lise
mezunu başlığın ne anlama geldiğini çok iyi anlamıştı. Çünkü Türkiye'de
lise mezunu milyonlarca kişi için failatün kelimesi tatsız, sıkıcı hatta
sorunlu geçen edebiyat dersleri anlamına geliyordu. Lise edebiyat derslerinde
divan edebiyatının kaldırılıp kaldırılmaması konusu bu başlığın ardından
çok tartışıldı hatta tartışılıyor. Ve bugünlerde lise, hatta ortaöğrenim
çağının sıkıcı bir başka dersi gündeme getiriliyor: Tarih... İyi akşamlar.
Tarih derslerine odaklanarak eğitim sistemimizde derslerin ve ders kitaplarının
iyileştirilmesini Yakın Plan'a alıyoruz. Ve her zaman olduğu gibi önce
meselenin öyküsünü ele alıyoruz...
"Yıllardır
sıkıcı oldukları, gerçek hayatta bir işe yaramadıkları gerekcesiyle eleştirilen
ders kitapları, hatta derslerin içeriği yine gündemde. Milli Eğitim Bakanlığı,
içeriği, dili, resim ve şekilleri, kağıt kalitesi hep yakınmalara konu
olan ders kitapları üzerinde çalışıyor yine. Talim ve Terbiye Kurulu'nun
üzerinde çalıştığı ve henüz taslak aşamasında olduğu belirtilen değişiklikler
hayata geçerse öğrenciler artık dilini anlayabildikleri, doğru bilgiler
edinebildikleri, kağıdı, resimleri, temiz baskısı ile severek kullanabilecekleri
kitaplara sahip olacaklar. Ders kitaplarına ilişkin yeni tartışma, aralık
ayının ikinci yarısında, edebiyat programında yapılması öngörülen değişikliklerle
gündeme geldi. Ancak ders kitaplarındaki ilk değişiklik, geçen yıl öğretim
programı yenilenen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde yapıldı. Milli
Eğitim Bakanlığı, alışılmışın dışında bir yöntem uygulayarak Din Kültürü
ve Ahlak Bilgisi kitaplarını öğrencilere yazdırmaya karar verdi. Amaç,
öğrencinin eline anlayabileceği dilde yazılmış bir kitap tutuşturabilmekti.
Bu iş sadece "küçük yaşta yazar olmak zorunda kalan öğrencileri"
değil, pek çok eğitimciyi de şaşırttı. Sonuçta çocuklar bilgi dağarcıklarını
ve hayal güçlerini ortaya koyup, kendilerine verilen üniteler ve konu
başlıkları üzerine metinler oluşturdu. Şimdi bu metinler Ankara'da Talim
ve Terbiye Kurulu uzmanlarıyla akademisyenlerin süzgecinden geçiriliyor.
Bu aşama tamamlandıktan sonra derlenmiş metinler ders kitaplarına girecek
ve minik yazarlar kendi yazdıkları kitapları okuyacaklar. Gelelim edebiyat
dersleri üzerindeki tartışmaya. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitaplarının
yazımı sessiz sedasız sürerken Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu
geçen ay Ankara'da düzenlenen Türk Dili ve Edebiyatı Zümre Başkanları
toplantısında dikkat çekici bir bilgi verdi. Bakan şöyle diyordu: "Cumhuriyet,
edebiyat dersinde milat olacak. Program cumhuriyet öncesi ve sonrası diye
iki bölüm halinde işlenecek"... Bu sözler Bakanı eleştiri oklarının
hedefi haline getirdi. Haber kamuoyuna "edebiyat'ta failatün devri
kapanıyor" başlığıyla verildi. Bazı fikir adamları, eğitimciler hatta
kimi gazeteciler divan edebiyatının eğitimden kaldırılmasına ağır eleştiriler
getirdiler. Sonuçta Milli Eğitim Bakanı: "Yanlış anlaşıldım. Divan
edebiyatı kalkmayacak. Sadece modern edebiyata ve güncel yazarlara öncelik
verilecek" diyerek ortalığı yumuşatmak zorunda kaldı. Edebiyat dersleri
tartışması hala sürüyor. Ve bugünlerde tarih dersi programları gündeme
getiriliyor. Milli Eğitim Bakanlığı'ndan kimi bürokratlar "henüz
taslak halinde bile değil. Sadece fikir. Bir bardak suda fırtına koparılıyor"
diye eleştirse de, uzmanlar tarih kitaplarının ciddi bir iyileştirmeden
geçirilmesini kaçınılmaz görüyor. Farklı kesimlerin ortak görüşü şu: Tarih
dersi programı ırk, cins, mezhep farkı gözetecek ögeler içeriyor. Neden
- sonuç ilişkisi yerine olayların hikayesi anlatılıyor. Öğrenciler ezbere
itiliyor. Grafik - resim - harita - fotoğraf - çizim ve okuma parçaları
kalitesiz ve içerik açısından fakir bulunuyor.."
Oğuz Haksever:
Sanırız bu programı izleyen pek çok izleyici, şu anda ortaokul ve
lise tarih derslerinden akıllarında neler kaldığını yoklamakta. Yine sanırız
pek çok izleyici tarih derslerinin kendilerine ne yarar sağladığını sorgulamakta.
Ve Yakın Plan programı stüdyoda 21 yıllık bir tarih öğretmenini ağırlamakta.
Galatasaray Lisesi Tarih Öğretmeni Sayın Necita Aydın, hoşgeldiniz efendim
programımıza.
Necita Aydın: Sağolun,
hoşbulduk.
Oğuz Haksever:
Bu çok tartışılan bir konu gerçekten tarih dersleri yararsız, bir
işe yaramıyor deniyor. Gerçekten öyle mi sizce?
Necita Aydın: Şimdi
önce tarihin tanımına bakarsak şöyle denir, yani genel hepimizin bildiği
ta ilkokuldan lise sona kadar öğretilen, bizim de size anlattığımız: Tarih
insan topluluklarının yapmış olduğu medeniyeti, yer ve zaman, medeniyet,
insan yapmış olacak.. Şimdi bizim, bizim diyorum, çünkü tartıştığımız
konu zaten bizim tarih şu anda, bizim Milli Eğitim'in tarih sistemi..
Şimdi tarih deyince hep aklımıza şu gelmiyor mu; at kişnemesi, kan, top,
tüfek, yani kazandık, işte hep gittik, biz yüceyiz, biz uluyuz, büyüğüz..
Yani hatalarımız var, sevaplarımız var, eksiklerimiz var.. Belki karşı
tarafta bize karşı hoşgörü var. Tarih ne? Bir kilise tarih değil mi, bir
cami tarih değil mi, bir kitap tarih değil mi... Yani bir elbise tarih
değil mi.. Kahve kültürü diyoruz değil mi, kahveler, eski kahveler diyoruz..
Tarihte barıştan, insanların, o topluma gönül vermiş kişilerin yaptığı
örnek davranışlar tarih değil mi? Barışlar, anlaşmalar, buluşlar, icatların
hepsi tarih.. Yani tek düze anlatımlar, işte tarih derslerinde genelde
zaferler veya zaferlerin dışında mesela, mesela diyorum, bizim Osmanlı
tarihinde ele alalım. Osmanlı tarihinde ilk Kanuni'ye kadar bilmez miyiz,
10 taneyi biliriz değil mi, yani Osman Gazi'den başlarız, Üçüncü Osman'ı
bilen var mı mesela veya ne bileyim Selim Han'ı bilen var mı, Üçüncü Selim
Han'ı bilen var mı, Dördüncü Mustafa'yı ne kadar biliyorlar... Yani bizim
gözümüzde hep bir de Sokullu gelir bir de Köprülüler gelir.. Veya son
dönemde de Dördüncü Murat, biraz da o tabi son dönemde yazarların tiyatrocuların
gündeme getirmesiyle, bir de Abdülhamit vardı, tartışılan konu. Onun dışında
bence Osmanlı'dan kalan bir şey yok. Selçuklu'da da bir Malazgirt var.
Şimdi Malazgirt'te hikaye, senaryo hep böyle işte atının kuyruğunu bağladı
da..... Yer efendim yeşil, gök mavi.. Yani Malazgirt Ovası'nda durum neydi...
Şimdi ne? Yani neden? Mesela Malazgirt örneğini verelim.. Nasıl anlatılmalı,
veya nasıl anlatıyorsunuz? Neden? İlk önemi, siyasi, askeri, dini sebeplerine
bakarız. Nasıl efendim iki ordu karşı karşıya geldi? Alparslan'ın safına
geçen Türkler vardı ya Peçenekler, onlar istihbari çalışmalar sonucunda
elde edilmişti, bunu söyleriz ilk...
Oğuz Haksever:
Kitaplarda böyle mi yer alıyor hocam? Yoksa sizin çabalarınız mı öne
çıkıyor veya öğretmenlerin çabaları..?
Necita Aydın: Yani
bu kadar da abartıldığı gibi değil yani, gerçeğini söylersek, biraz daha
indirgendi yani bu dediğim şey ama bu sefer de sebepleri tam izah edilemiyor.
Yani Malazgirt Savaşı 26 Ağustos 1071'de oldu, Alparslan kazandı, Türkler'in
safına geçen Peçenekler var, ama nasıl geçtiler..
Oğuz Haksever:
Tarih öğretmenlerinin sayısının artacağını duyurmuştuk. Hem tarih
öğretmenliği, hem bilimadamı kimliği gündeme geliyor bu kez. Ankara Üniversitesi
Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlber Ortaylı telefon hattında. İyi akşamlar Sayın
Ortaylı.
İlber Ortaylı:
İyi akşamlar.
Oğuz Haksever:
Efendim hasbelkader bendeniz de tarihi sizin İstanbul'dan Sayfalar
kitabıyla sevmeye başlamıştım. Ne dersiniz, kestirmeden gideyim, zamanımız
az çünkü, tarih dersleri nasıl olmalı da sevilmeli ve yararlı olmalı?
Ne dersiniz?
İlber Ortaylı:
Bu tabi oldukça zor bir soru. Ahret suali dediğimiz sorulardan. Şimdi
bütün mesele şudur; Türkiye tarihi ilmi edebi bir uslupla büyük sentezlere
konu olmamıştır. Bir tane değil birkaç tane olması lazım. Ve ancak o zaman
tarih öğretmeni de iyi yetişebilir ve gençlere ve çocuklara hitap edecek
tarih kitapları da o zaman iyi yazılabilir. Dolayısıyla böyle bir çıkmazımız
var. Ve bu çıkmaz ortaktır. Mesela bazı Balkan milletleri, çok şaşılacak
şey Araplar mesela bu kategoriye giriyorlar. Bunu aşan insanlar, bu safhayı
aşmış uluslarda bu bir problem olmuyor. Mesela işte Sovyetler Birliği
yıkıldı, bu konuda bir girişim yapıldı, yapıldı yani çok mükemmel ders
kitapları çıktı gene ortaya. Çünkü adamlar yazmayı biliyorlar, geçmişlerinde
bir tarihçilik var, bütün Doğu Avrupa için de aşağı yukarı bu söz konusu,
Polonya, Macaristan için.. Ama Balkanlar ve Ortadoğu'da böyle bir kısırlık
var, mazide tarihçi olmuşsa bile bunlar tıkanmış, bu sorun çok açık. İkincisi
tabi ders kitaplarının üzerine çok fazla ambargo konuyor. Yani Talim Terbiye'nin
verdiği plan çok fazla teferruatlı ve niçin böyle teferruatlı ve hangi
yetkiyle bu teferruatı saptıyorlar, yani ordaki üyeler..? O çok şaşılacak
bir şey, yani orda kitap yazmak için bütün bunları kabul etmek lazım ve
ortaya iyi bir şey çıkmaz.
Oğuz Haksever:
Sayın Ortaylı, eğer istenen ölçüde, eleştirileri aslında hep biliyoruz,
ezberciliğe dayalı...
İlber Ortaylı:
Hayır efendim, tarih ezbere dayanır, bu boş laftır. Tarih ezbere dayanır,
lisan ezbere dayanır, hatta bir yerde matematik de ezbere dayanır. Yani
hafızası olmayan bir eğitim sistemi olmaz. Bu boş bir laftır. Ezbere,
ama neyi ezberleteceğine bağlı bir şey. Yani çocuklara güzel bir şey mi
ezberleteceğiz yoksa saçma sapan bir şey mi ezberleteceğiz, yani ezberin
keyif olduğu bir şey var olmadığı var. Yani şimdi efendim mesela hep söylerler,
hangi savaş kazanılmış, işte kim var.. Savaşları bilmek lazım. Çünkü savaşla
çok şey değişir. Yani birdenbire bir köy öbür tarafta kalıyor, bir vilayet
orda kalıyor diye ordaki insanların hayatı mahvoluyor mesela savaşın sonunda..
Bu taraf başka bir yöne gidiyor. Bunlar önemli, bilinmesi gereken şeyler.
Mesela Avrupa tarihinde kimin kimle evlendiği mühimdir, çünkü bununla
ülkeler alınır gidilir değil mi, çeyiz diye gelir.. Ezbersiz iş olmaz.
Fakat ne ezberleteceksiniz, bu mühim.
Oğuz Haksever:
Hocam, istenen ölçüde tarih öğretilseydi bugün nasıl insanlar olurduk
hepimiz? Veya bugünkü durum düzeyde ne değişirdi, ne dersiniz? Bu da biraz
ahret sorusu gibi ama..
İlber Ortaylı:
Hayır hayır.. Yani şimdi bakınız hoş uslupla yazılmış bir tarih, bir
kere insanlara yurttaşlık ve yurt bilincini daha iyi veriyor. Bazı sorunları
kitle daha iyi kavrayabiliyor. İkincisi; güzel kalemden çıkmış bir tarih,
insanların konuşma ve edebiyat zevkini de geliştirebiliyor. Çünkü tarihin
öyle bir özelliği var. Bunun olmadığı yerde hakikaten insanlarda uslup
da gelişmiyor. Ve zamanla maziyi birbirine bağlayabilme yeteneği de kıt
oluyor bu gibi toplumların, bu çok açık bir şey. Bunu temin edebilirdi.
Ama şunu söyleyeyim ki dünyanın her yerinde tarih az okunur derece derece.
Ve bir konu çok önemlidir; toplumların hiçbir toplumda bugün yüzde 90'dan
daha düşük değildir. Yüzde 90'ı insanların mektepte tarih okur ve sonra
kapatır kapağını. Onun için bu çok önemli bir konu, okul ders kitapları..
Oğuz Haksever:
Doğru efendim.. Çok teşekkür ederiz katıldığınız için..
İlber Ortaylı:
Ben teşekkür ederim..
Oğuz Haksever:
Yakın Plan bu kez lise tarih kitaplarını yakın plana alan bir öğretim
üyesini konuk ediyor. Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr.
Erhan Afyoncu.. Sayın Afyoncu iyi akşamlar.
Erhan Afyoncu:
İyi akşamlar.
Oğuz Haksever:
Sorularla Osmanlı İmparatorluğu kitabınızda tarih eğitimine eleştiriler
getirdiniz, öyle anlıyoruz. Genel olarak yanlışlıklar da var galiba size
göre. Nedir burlar, kısaca bize anlatır mısınız efendim..?
Erhan Afyoncu:
Tabi, demin İlber Hoca'nın söylediği hususlar son derece önemli. Yani
bizim biraz bilginin yanıtı uslup da çok önemli. En önemli problemlerden
birisi uslup meselesidir. Bunu kısaca belirttikten sonra şunun üzerinde
durmak istiyorum; şimdi son yıllarda bazı değişiklikler oldu ders kitaplarında.
Yani siyasi tarih ağırlığı biraz azaltıldı, sosyal tarihle kültürel tarih
biraz daha arttı. Ama tarih kitaplarındaki ana eksen, Osmanlı'nın son
döneminden itibaren giren ders kitapları. Yani Osmanlı tarihi, Osmanlı
döneminde nasıl okutuluyorsa önemli bir kısmı Cumhuriyet'e intikal etti
ve öyle devam etti. Bu yüzden hadiseleri anlatan neden sonuç ilişkisi
üzerinde fazla durmayan bir bilgiler yığını karşımıza çıktı. Ve tabi bunun
içerisinde şu da var; bir çok bilgi yenilenme olmasına rağmen, yani birçok
tarihde yeni şeyler ortaya çıkmış olmasına rağmen bunlar ders kitaplarına
son derece çok geç giriyor. Yani bunların ders kitaplarına girmesi Talim
Terbiye'den geçmesine bağlı. Yani Talim Terbiye Kurulu öyle bir çalışan
kurum ki yani bu dışarda olanlar bilmez, ben bir ders kitabı yazan birini
biliyorum, hangi cümleyi nasıl kurmanız gerektiğine bile onlar karar veriyor.
Yani bu cümleyi şu şekilde kursanız daha iyi olur diye ders kitaplarının
üzerine not düşüp gönderiyorlar yazarlarına. Mesela Osmanlı - İran ilişkilerine
13 satır ayıracaksın, bilmem kaç kelime ayıracaksın, bu kadar teferruatı
tespit eden bir kurum. Ve yeniliklere de açık değil. Mesela birçok şey
yeni bulunmuş bilgiler olmasına rağmen, basitten bir şey söyleyeyim, Küçük
Kaynarca Antlaşması'nda bir önemli madde vardır: Ruslar'a Ortadoks tebayı
himaye hakkı verildi.. Osmanlı diplomatlarının bunları görmeyerek bu hatayı
yaptıkları söylenir. Ama Amerikalı bir tarihçinin araştırmalarıyla bunun
böyle olmadığı, Ortadoks tebaya Osmanlılar'ın himaye hakkını Ruslar'a
vermediği ortaya çıktı 76'da.. 25 yıl sonra bu bilgi girmedi mesela.
Oğuz Haksever:
Anlıyorum.. Daha birçok yanlışlar var. Hatta siz işte İstanbul'un
fethinde örneğin kadırgaların bir yerden bir yere karadan taşınarak Haliç'e
indirilmediğini söylüyorsunuz. Ama ben çok kısa bir yanıt rica ediyorum.
İstenen ölçüde bir tarih eğitimi verebilseydik bugüne kadar, nasıl insanlar
olurduk, ne dersiniz..?
Erhan Afyoncu:
Tabiki yalnız tarihte değil, bizim bütün derslerimizde aynı şey söz
konusu. Birçok dersteki bilgi, fizik ve kimyada da böyle, edebiyatta da
böyle, tarihte de böyle, yani o an için veriliyor. Sonra bilgi takibi
yapılsa bu öğrencinin ne kalır.. Yani mesela siz tarih okudunuz, daha
sonra fakültede ne okudunuz bilmiyorum ama, şu anda aklınızda ne kaldı,
yani bunu tarttığınız zaman kendiniz de rahatlıkla söyleyebilirsiniz..
Öğrencinin aklında zaten birçok şey kalmaz, ama en azından ana hatları
kalması lazım. Mesela kısa bir şey daha ilave etmek istiyorum. Osmanlı
tarihi anlatılırken mesela bugünkü modern Avrupa'nın oluşumunda Osmanlı'nın
çok büyük bir yeri var. Yani bugünkü Avrupa'nın ortaya çıkmasında ve bugünkü
Afrika'nın ortaya çıkmasında.. Son derece önemli olmasına rağmen bunlardan
bahsedilmiyor. Yani Fransa'nın milli bir devlet olarak kalmasında Osmanlı'nın
rolü, Güney Afrika'nın Hıristiyanlaşmak üzereyken Osmanlılar tarafından
kurtarılıp Hıristiyanlaşmasının önüne geçilmesi Osmanlı'nın, bunların
anlatılması lazım. Yoksa şey savaşında Portekiz Kralı'nın ölmesi anlatılıp
oranın Hıristiyanlaşmasının önlenmediği söylenmediği zaman ortaya zaten
yeni bir şey çıkmıyor. Tarih eğitimi en önemli şeylerden biri toplumsal
hafızayı yaşatmasıdır bana göre. Toplumsal hafıza böylelikle yaşar ve
aynı hatayı iki kere yapmamızı da bazen önler. Mesela çok basit bir örneğini
vereyim, bunlar ders kitaplarında anlatılıyor ama iyi anlatılmadığından.
Bizim bir dış borç meselemiz var bugün. Yani şunu söylemek istiyorum,
bunun lise öğretmenleri ve üniversite öğretim üyelerinden oluşan bir şeyle
yeni baştan ele alınması lazım. Yalnız bunu ben yaptım oldu bitti mantığı
içerisinde olmamasını temenni ediyorum. İyi akşamlar diliyorum..
Oğuz Haksever:
İyi akşamlar diliyoruz, çok teşekkür ediyoruz. Yeniden Sayın Necati
Aydın'a dönüyoruz. Kitaplardan söz açıldı. Galiba elinizde bir tarih kitabı
var, ben görüyorum, Fransızca tarih kitabı, bundan örnekler vererek sizce
nasıl olmalı bu eğitim ve tarih kitaplarımız..?
Necati Aydın: Şunu
diyelim, bugün yani bir anket yapmaya kalksak toplumda 100 kişiden 90
kişi, renkli televizyon mu renksiz mi deseniz, renkli diyecek yani 90'ı
diyorum, belki de daha fazla olacak, veya renksiz gazete mi renkli gazete
mi.. Özellikle renkli... Bizim esas hitap ettiğimiz müşterilerimiz diyelim,
her ne kadar devlet okulluyuz ama.. Şimdi şu kitapta kısa öz, bakın resimler
bol.. Yani bizim korkumuz resim vermiyoruz.. Yani çok öz, yani şurayı
aldı, veya şu yeniliği yaptı, işte şu icadı yaptı.. Yani ben ders anlatmadan
önce evimde kızımla oğlum benden bazen kaçıyorlar, yeter baba diyorlar.
Onlar deneklerim benim, çünkü orda deniyorum, tamam baba şu oldu bu oldu..
Yani önce yakınlarınıza anlatabiliyor musunuz acaba, sizi dinleyebiliyorlar
mı, anlayabiliyorlar mı.. Yani ben biraz tabi şeye kaçtım.. Renkli olmalı,
öz olmalı, kısa olmalı diyorum bir bu. Mesela son günlerde TÜSİAD'ın çıkarmış
olduğu, bana göre çok güzel, kısa ve öz anlatımlı. Bir de yine bu sene
değişti ama yani kağıdı pek de değişmedi, bu da bizim, bakın resimler
belli olmuyor, yani yeni baskısı da hemen hemen böyle, bu da İnkılap Tarihimiz..
Dediğim gibi, renkli olmalı, içerikler kısa olmalı, sebep sonuç ilişkilerini
anlatmalıyız. Eğer çok geniş detay içerik vereceksek okuma parçası verilmeli..
Kimler nasıl hazırlamalı, nasıl olmalı.. Biraz önce gelirken Harp Akademileri'nin
önünden geçtim, Harp Akademileri'nin esas şeyine bakarsak tarih anlatıyor
harpler değil mi, biraz önce İlber Hocam bahsetti yani, harpler önemlidir.
Yani Harp Akademisi olduğu gibi bence diyorum bizim bulunduğumuz yani
jeopolitik konuma göre bir tarih akademisi neden olmasın, yani tarih akademisi.
İki; bunu yazanlar tıpkı, tarafsız ama, hakim ve savcı yüksek kurulu gibi,
tarihinde değil ama belli bir aşamada geçmiş, tamamlanmış bu kişiler gibi
olmalı ki burda ilköğretimde, ortaöğretimde ve üniversitede temsilciler
olmalı, ilköğretim de diyorum, çünkü ordan başlıyor.. Ve böylece bir tarih
siyaseti, eğer bunu vermek istiyorsak.. Çok dikkatli olunmalı, yani yanlışlar
ayıklanmalı. Mesela şurda bir kitabımız var, şu cümleyi söyleyeceğim;
"Kanuni Sultan Süleyman İran seferine giderken Amasya'da oğlu Mustafa'yı
boğdurttuğu için geç gitti.." Kaç günde boğdu ki, yani bu boğulma
ne kadar sürer ki.. Yani şimdi cümleye bakalım, biz bunu anlattığımız
zaman gülüyorlar çocuklar tabi...
Oğuz Haksever:
Benim aklımda bir soru var, demin konuklarımıza da sordum, sizden
de kısaca yanıt alayım. Eğer istenen ölçüde tarih dersleri verilseydi
nasıl insanlar olurduk, neler kazandırırdı bize?
Necati Aydın: Bence
iyi dost, iyi insan, iyi vatandaş yetiştirmek eğitimde hedefse, ben diyorum
ki iyi ki Orta Asya'dan göçmüşüz, çünkü birçok daha elbise alacaktım ben,
şeyler taşıyacaktım, sarıklarım olacaktı.. İşte görüyoruz yani, bugün
orda ne mücadele veriyor, modernleşme oldu. Eğer yani Avrupa'yla entegre
olacaksak, yani birleşeceksek, yani illa Avrupa değil, gerçek ve insani
yaşamda, bir de dine, ırka, cinse fazla böyle detaya girmeden.. Yani böylece
saygıyı segiyi tüm insanlara.. Mustafa Kemal'in güzel bir sözü vardır;
dünya milletleri bir vücut gibidir, vücudun neresinde bir ağrı varsa orası
tamamını rahatsız eder. Yani ben diyorum ki yani bir yerde birisini yendik
ama yani nedenlerini düşünerekten acaba biz ne aldık ne verdik.. Şimdi
gemiler karada yürütüldü büyük bir yenilikmiş gibi veriliyorsa da ben
size diyorum ki gemi zaten karada yapılmaz mı..
Oğuz Haksever:
Gerçekten tarih çok geniş bir konu ama bir sonuç çıktığına inanıyoruz.
Çok teşekkür ediyoruz programımıza katıldığınız için.
Necati Aydın: Ben
teşekkür ederim, sağolun.
Oğuz Haksever:
Tarih derslerine odaklanarak lise çağındaki derslerimizi Yakın Plan'a
aldık efendim. İyi verilmiş tarih dersleri toplumsal hafızanın güçlenmesine
neden oluyor, vatandaşlık ve insanlık bilincinin de gelişmesine neden
oluyor. Yeniden görüşmek üzere hoşçakalın...
|